Kabarmış tüylerinde yumulmuştu geceye iki kumru Pencerede kesikti rüzgarın sesi ama nasıl estiği belliydi ağaçlarda Sıcaktaydım, kumruları kıskanırcasına da uykusuz. Sancılıydı gece ...uzundu
ve saatler teke düştükçe, yaklaşan sabah hep yabancı ederdi beni kendime. Hayallerimin kırıklarını toplayan yastığa bıraktım saçlarımı Kanatırdı düşlerimi kesikleri, uykusuzluğuma batardı. Yanaklarımda mevsim soluğu, gözlerimde yıldız kırıkları Parlak ve ıslaktı bakışlarım ...kirpiklerim öpüşmüş ve saçlarımda örülüydü yarına dair umutlarım. Savrulan dalları izledim saatlerce Uyanmayan kumruları. Rüzgarı bekledim, belki gider ...ve giderken saçlarımın altındaki gizli acıları savurur sandım. ...ellerinin akışını düşündüm saçlarımda ve ellerimde bıraktığın yalnızlığı. Günebakanların eğilişini getir aklına Hangi eylül, nisan kokmaz ki? Şiirler bile daha soğuk bu mevsimde Güneş daha paslı, mavi daha donuk. Uzandığımda tutacağımı sandığım - sen - Oysa hiç olmamışsın bende ...gidişlere alışkınım aslında sen hep kalmalıydın...
Bilmedim isyanım sensizliğe mi, gidişlere mi? Hangi hayal gerçek olur ki? Hele ki adı aşksa ve hele ki imkansızsa. Üşüdüğüm yatağımda çöl düşümsün Kan ter içinde karşılarım bu yüzden sabahları
Rüzgar hala penceremde, kumrular uykuda Kum gözlerini düşündüm Alkol kokan deniz kıyısından Bakışlarında sızan kanamayı ...martıların gölgesinde açılsın esmer teninde bana ait dokunuşlar Dağılsa şu kızıl bulutlar pencerede Hani boşalsa yağmur, saklasa yaşlarımı Kime zarar! Yedinci mevsimin, yedinci katındayım, Aşk çiçeğimdi yediverenler... onlar bile yangında şimdi ...kanıp hazana teslim olan kızıl yapraklardan Salıncak kuruyorum dolunaya Kumru kanatlarına ben de yumsam başımı, uyur muyum? Öfkemi sakladım çöl kaktüslerinde Özlemlerim kanadıkça açtı dikenlerinde kırmızılarım -kırmızı- neydi... kim bildi! Şu rüzgar kapımın önünden süpürse yalnızlığı Yaprakların çırpınışları dursa Ve beşik olmasa dallar kuşlara Uçsalar gündüz gibi, Gecenin sessizliği bozulur mu sahi?
Korkularım yaklaşır mı duvara vuran gölgelerle Çıtırtılarda gümbürder mi yüreğim? Soluğumdan bile ürker miyim...? Gün yüzüme vurur mu yalnızlığımı
geceyi sarmalarken? Son ateş böceklerini sakladığım kavanoz Ağustosun küllerini barındırır aslında Sönüklüğü bu yüzdendir gecenin Kayboluşum bu yüzdendir. Ne bir daldan seyir eyleyeceğim mevsim Ne uykusuzluğumu paylaştığım -sen- varsın Sarı bir yorgan çekiyorum bahar sevişlerinin üstüne Yaz zaten sahte sıcak Tek gerçek, penceremdeki rüzgar Eşini bulan kumru Kabarmış tüylerinde huzurlu uyku Uykusuzluğum neden sence, ben bilmiyorum Cevap vermiyor saatlerdir fısıldayan yapraklar. Yedinci mevsimin son tangosu Ve ilk kez dans ederken ayağım kayıyor Hangi yıldız taşır beni, dilek yağmurlarına? Kanat germeye başladı kuşlar Gün eteğinin altına almaya başladı geceyi Uyumak istiyorum... sadece uyumak Kum gözlerinde, yummalıyım gözlerimi Nasılsa sen beni uyurken seyredersin Ve alnıma bırakırsın sıcak buseni. Ç ö l d ü ş ü m Eylül yağmurlarını aş da g e l...! -d- üşüyorum....
Bu Kalp Seni Unutur mu ...? Yıllar geçse de üstünden Bu kalp seni unutur mu Kader gibi istemeden Bu kalp seni unutur mu
Bir hasretlik yüzün vardı İçimde bir hüzün vardı. Söyleyecek sözüm vardı. Bu kalp seni unutur mu. Bu kalp seni unutur mu. Kalbim seni unutur mu.
Anlamı yok tüm sözlerin Sensiz geçen gecelerin Yaşanacak senelerin
Bu kalp seni unutur mu Bambaşka bir halin vardı Fark etmeden beni sardı Benliğimi benden aldı
Bana aşkı veren sendin Sonra alıp giden sendin Yollarımız ayrı derdin Bu kalp seni unutur mu
Oysa düşlerim başkaydı Birden hire yarım kaldı Yaşanacak çok şey vardı Bu kalp seni unutur mu Bu kalp seni unutur mu Kalbim seni unutur mu
Bambaşka bir halin vardı Fark etmeden beni sardı Benliğimi benden aldı Bu kalp seni unutur mu Bu kalp seni unutur mu
Kalbim seni unutur mu Bu kale seni unutur mu Bu kalp seni unutur mu Kalbim seni unutur mu...?
A Ş K O L S U N ....
İster kanatsın, İster kanatlandırsın Yeter ki Yürekten olsun ...
Lafta,sözde değil Özde AŞK olsun...
AŞK OLSUN HAYATIMDA...
NİCE AŞKLARA...
TÜM AŞIKLARA...
A Ş K O L S U N ...
YÜZÜMDEKİ GÜLÜŞLERİN ELLERİMDEKİ TERLEMENİN YÜREĞİMDEKİ DELİ ATIŞIN SEBEBİ HER GECE UYKUM HER SABAH UYANIŞIM GÜNEŞİM,YILDIZIM,AYIM,AKAN KANIM BİTMEYEN MASALIM BAHÇEDEKİ ÇİÇEĞİM,ÇİÇEKDEKİ RENGİM GÖKYÜZÜM,DENİZİM,MAVİM AŞKIMSIN....
öldüğümü sandım önce sonradan anladım yanıldığımı
<******>******>
öldüğümü sandığımda değdi gözlerime gözlerin ve anladım aslında şimdi doğduğumu benim öldüğüm yerde doğmuştun sen ve yalnız bu aşk için cennete gönderilmiştim sen melektin bense daha melemekteydim cennette başladı aşkımız önce öğrendim uçmayı sonra da asıl yaşamın ölüm yaşamanınsa ölmek olduğunu gözlerin gözlerime değdiğinde doğdum ben anladım yıllardır öldüğümü ve gözlerin gidince gözlerimden yeniden ölmeye başladım sözlerim sözlerine girdiğinde sustum ne kadar sustuysam konuştum o kadar ve anladım asıl konuşmanın susmak olduğunu birlikte sustuk sonra zamansız ve mekansız diyarlarda sonra sen konuştun
<******>******>
ardından da ben şimdi ayrı yerlerde konuşuyoruz beraber...
<******>******>
ışığı söndürür ellerin geceye dokunur ışık olur gözlerin çiçek çiçek bir ateş yanar bakışlarında ihtilâl olur, yokluk ve kuraklık başlar kırmızı dudaklarında ben seni sevmesem yekpare dolaşırsın bir dağdağan ağacının altında zaman kucaklaşır seninle batıp giden bir güneşin ardından
<******>******>
yorgun gözlerle uğurlarsın sen beni farkında olmasan da ben gidiyorum sen kalıyorsun o dağ evinin kapısında kızarmış yanakların, kızarmış gözlerin ağlamaktan ıslanmış avuçların... hoşçakal dedim sana, hoşçakal bir daha dönemezsem bekleme hiç beni oysa zaman, oysa sevda çevirir belki dedim beni yolumdan bir gece yarısı tutuşan çıngılar altında sana geldim ben baktım gözlerin karışmış gecelere başucumda durup bir yıldız gibi yanar durmadan dağ aleviyle sarhoş olmuş dudakların o dağlar benim doğduğum rahim o dağlar benim emdiğim meme o dağlar dizlerine yattığım anne şimdi var mısın oralarda bilmem hiç geldin mi yeniden hiç büyüdü mü gözlerin o gecelerde seni seviyordum; kimseyi sevme dedin Kimseyi sevemedim; seni sevmeyince tutsağa döndü sevdam seninle ışığı söndürdü sözlerin
<******>******>
bedenime dokundu yokluk oldu ellerin
HÜZÜNLENDİRMİYOR BENİ YOKLUĞUN
Ben yarını düşünmeyi sevmem. Ne olacaksa hemen şimdi olsun isterim. Seveceksem şimdi, öpeceksem şimdi, susacaksam şimdi, güleceksem şimdi... Zaman bir kez geçer insanın eline, o anın bir d aha tekrarı yoktur. Ne yaşarsan bir kere yaşarsın. Bu yüzden sevmem beklemeyi. Bu yüzden bekleyerek geçen zamana acırım. Ama bu kez bir şey oldu, bir şey...
Şimdi yarını beklerken hiç kızmıyorum. Sen yoksun ya, bugece de sensiz geçecek ya, olsun diyorum, bizi bekleyen çok güzle günler var önümüzde... Nedir beni böylesine değiştiren şey? Nedir geleceğe dair umutlar beslememi sağlayan şey? Aşkın elbette... Başka acıklaması olabilir mi? Sen olmadan da keyif alarak yaşayabiliyorum. Bir yerine iki kadeh rakı içiyorum, biri senin için.
Sevdiğimiz şarkıları ard arda iki kez dinliyorum, biri senin için. Sabah uyanınca pencereyi açıp temiz havayı iki kere çekiyorum, biri senin için. Yokluğunda hayatı iki kişilik yaşıyorum. Yokluğunda hayata dair ne varsa yine seninle paylaşıyorum.
Özlemekse özlüyorum elbette... Hasret şarkılarını kim benden daha i yi söyleyebilir? Kim gökteki yıldızlara bakıp onları senin gözlerinin yerine koyabilir? Kimin yüzüne seni düşündükçe bir gülümseme yayabilir? Dedim ya değişiyorum diye, eskiden böyle koyu bir özlemin içinde oslaydım. İsyanın sığmazdı içime. Bir siyah hüznün içinde kıvranır dururdum, bitmek bilmezdi geceler. Şimdi öyle değil... Şimdi seni özlemek sevdamızın olmazsa olmaz parçasıymış gibi geliyor bana.
<******>******>
Son bahardayız ama ben ilk yazın sevinçini taşıyorum içimde ve biliyorum ki, hiç bitmeyecek baharı yaşayacağız birlikte. İşte bunun için hüzünlendirmiyor beni yokluğun.
M.Çoşkundeniz
En çok gecenin mavisini severdin. Ve birde, Karanlıklar arasından süzülen, ay ışığını... Hep, kararan kalpleri aydınlattığını düşünürdün. Sen, dokunmak isterdin, o ay ışığına... Bense, dokunmak isterdim, Yüreğindeki çocuğa... Ne sen, ay ışığına dokunabildin, Nede ben, yüreğindeki çocuğa...
<******>******>
Mavi
Mavi gözlerin kelepçesi yüregimin kirpiklerin demirparmakliklari andiriyor Iste! yine tutsaginim al götür beni istedigin yere nasil olsa ikimizde ayni hücrenin maviligindeyiz
Kar Tanesi
Mektuptur kar tanesi. Sıcak bir mektup olup yolumuza düşer. Susar ki, çok şey söylesin. Beyaz bir sayfa olup aklımıza iner. Kaleme meydan okur, söze gelmez ve şiirin yolunu keser. Kendince söyleyen, keyifle okunan bir mektuptur. Perdedir kar tanesi. Yolumuzu kesip bizi evimize ve içimize baktırır. Bu pamuk dokunuşla kendimizde vehmettiğimiz kudretin eşiğinden yüz geri eder, içimizdeki derin aczi, derunumuzdaki onulmaz farkı görürüz.
Selamdır kar tanesi. Yüreğimizin sokulduğu aşklar, gönlümüzün sığındığı yalnızlıklar bir kar tanesinin yüzümüze ve dudağımıza dokunan serinliğinde dirilir. Yollarımızı katranlaştıran kirler, yüreğimizi karartan şerler
<******>******>
arasında göklerin yere serin ve selametli selamıdır kar tanesi.
Müjdedir kar tanesi. Onca çokluk içinde her birimizi biricik eyleyen, onca bolluk içinde her birimizi özel eyleyen, o kadar karmaşa içinde herbirimizi güzel eyleyen Bir Yaratıcının, yanağımıza dokunan kelamı, omuzlarımıza kadar indirilen müjdesidir.
Hatırlayıştır kar tanesi. Bir dokunuşta solunup giden, bir bakışta gelip geçen, bir anda eriyiveren hayatlarımızın ve buluşmalarımızın ince bir özenle yaratıldığını, daimi kasıtla var edildiğini, hiç bitmeyen bir sevgiyle gerçekleştirildiğini hatırlatan milyonlarca hecelik kristal bir sözdür kar tanesi.
Barıştır kar tanesi. Aramızdaki sayısız farklılıkların kar beyaz bir hoşgörüyle bir lenebileceğinin, renk ve ırk çeşitliliğinin billur bir ahenk içinde bütünleneceğinin, aramızdaki ayrıcalıkların toprağa düşer düşmez eriyeceğinin habercisidir kar tanesi.
Niyettir kar tanesi. Rüzgarın koynunda, bulutların rahminde, tozlara tutunup da biçimlenirken, her halden, her zorluktan, her engelden kendine güzellikler derleme azminin, hayatın her fırtınasından kendine kristalimsi incelikler devşirme niyetinin ifadesidir kar tanesi. Yolcudur kar tanesi. Avucumuzda konaklayamayacak kadar telaşlı, bakışımıza takılmayacak kadar aceleci bir yolcudur kar tanesi. Şu dünya konağında sırdaşımız, şu kısacık ömrümüzde yoldaşımızdır.
Yoldur kar tanesi. Gökten yere, güzellikle indirilip, cemalle savrulup, letafetle dokunurken, yerde yollar kesen azamete döner,
<******>******>
çığlar büyüten celale doğru yuvarlanır, dağları bürüyen kahra dönüşür. Öyle ki, binbir esmanın dokunuşunda biçimlenen ahvalimizi, sayısız tecelli arasında gidip gelen yolculuğumuzu dillendirir. Bu haliyle sadece gökten yere gelip yiten bir yolcu olur kar tanesi.
Duadır kar tanesi. Tenimize değip eriyen kar tanesi, binler bakışa değer. Elimizde yiten kar tanesi, melek dokunuşlarına eriştirir bizi. Dudağımızda duru bir dua olup hep göğe, hep göğe yağar.
Bir tanedir kar tanesi. Kışın nazlı beyaz gelini, gecelerin soğuk, uçarı kelebeği, bakışımızın kristal kasesi, gönlümüzün pak ayinesi, omzumuzda serin ışık halesidir. Ne kadar çok olursa olsun hep bir tanedir. Ne kadar birikirse biriksin hep tazedir, hep yenidir
Direniş şarkısı değil yüreği yanmış tespih tanesi gibi parçalanmış bir çocuğun çığlığıydı havada yankılanan misketim diye avuçladığı bomba patladığı an.
Siz hiç öldünüz mü? Bin bir parçaya bölündünüz mü?
Pimi çekilmiş arsız bir bomba kökünden koparır nice fırtınalara direnen çöl çiçeklerini baharlara bir merhaba bile diyemeden.
Bir düğün şarkısını susturur şarapnel vurulur çeyiz sandığında hayal kuşları duvak takıp gelinlik dahi giyemeden.
Siz hiç öldünüz mü? Kefensiz gömüldünüz mü?
Züleyha sabrıyla ışığı bekleyen serçe vurulmuş konacak merhametli bir dal arar oysa cellat kudurmuş sıktığı her mermide içimde bir defne dalını kırar çiçek açmaz ateş altında gül gamzesinden vurulmuş nur yüzlü ölü bir bebeğin yaralarını sarar.
Siz hiç öldünüz mü? Gamzenizden öldürüldünüz mü?
Sönmeyen sigara dumanı gibi alev alev yanan. Kayıp bir kentte saba makamında bir şarkı değildir hayat tuvali kızıldır ölüm pusuda her köşe başında bir cellat patladıkça bombalar içimde açılan dipsiz çukura masum cesetleri düşer pat pat üşütür ölüm yüreğimi.
Siz hiç öldünüz mü? Lapa lapa ölüm gördünüz mü?
Tahsin Özmen
İnsan kendisini merak etmeli; hem de ölümüne merak etmeli. Gün bitti işte... Kim farkında bunun senden başka... Herkes bu yenilgiyi nasıl da rahat kabulleniyor...
Vaatlerini tutmadı gün. Kimse kendisini merak etmedi. Sabırsızlığın bundan; bundan çocuksu hasretin... Kabullenince herkes yaşamını sen ortaya kendini koydun... ve bütün suçlarını üzerine aldın sonra
Bundan işte bu çocuksu hasretin Ve ölümcül bir rulet oynadın insanlarla hadi dedin, hadi bulun en zayıf yerimi...
Ve diktin gözlerini gözlerine kastın bedenini yükselttin omuzlarını Öylece kaldın... Baktılar sana... Baktılar... Ama yüreğini bir türlü göremediler.
Kimsesizdi asiliğin soyu tükenmiş masal kuşları gibi beklerdin beni dükkanların önünde sokak köşelerinde.. Kimse sığamazken kendi gecesine sen kapıların önündeki sahipsiz dalgınlığa vurulurdun Çok iyi bildiğin bir meyhaneydi dünya düşlere karşı yaşanan... Tehlikeliydin,kimsesizdi asiliğin en kirli yerde arardın sevgiyi... en dipte.. Hayatının en unutulmuş yerinde...
Sabrı anlat bana... Mağlubiyetlere dayanmayı öğret ruhuma Bir ışık yak aydınlansın ufuklarım Söyle ne vâkit sona erer bu amansız sınanma?
Sevgilerin nihayetini anlat... Nasıl biter bir sevda? Yakıp, yıkılan umutların külleri Nereye savrulur sonunda? Ben sustukça sen anlat... Hüzünlerine geldim, Bir damladan derya yaptığım hasret Ve Dinmek bilmeyen bir sancıyla. Al kat acılarımı acılarına...
Hep vuslatı düşünürken savruldum Yüreğimin esir rüzgârlarıyla. Hayat körebe oyunuydu Sobelendim yaşanmamışlıklara. Anlat, merak ediyorum Her zaman ışık var mıdır, tünellerin ucunda?
Mutluluk, bakmaktır, saygı duymaktır, dinlemektir,
güvenmektir, sürprizlerdir...
Mutluluk hayatta ki küçük sürprizlerdir... Söyle bana eğer her şeyi bilirsen sana nasıl sürpriz yapabilirim? Arada bir kapat gözlerini, hesaplama her adımı, bilme geleceği ne olur...
Mutluluk bu günde yaşamaktır... Söyle bana eğer geçmişin tozlu katmanları arasında kalmışsan seni nasıl görebilirim, duyabilirim yada dokunabilirim? Arada bir dön bana, geçmişi bir yana bırakıp şu dakikaları benimle yaşa ne olur...
Mutluluk oyun oynayabilmektir... Söyle bana her sözümü ciddiye alırsan seninle nasıl şakalaşabilirim? Arada bir gevşe, sakinleş, umursama kelimelerin altında yatan derin ve büyük anlamları, oyna benimle ne olur...
Mutluluk paylaşmaktır... Söyle bana eğer en derin korkularını, sırlarını, utançlarını benden saklıyorsan, senin yaşamını nasıl paylaşabilirim? Arada bir açıl bana, zayıflıklarını da sevmek istiyorum en az güçlü kolların kadar...
Mutluluk özgürlüktür...Söyle bana her yaptığıma karışıp beni sevgi zincirlerinle bağlarsan nasıl seni sevdiğimi ıspatlayabilirim? Hep içinde bir korku olmaz mı 'ya beni bırakıp giderse bir gün?' diye... Arada bir güven bana, serbest bırak, risk al, bırak seni özgürce sevebileyim ve her gün seninle kalmaya yeniden karar verebileyim...
Mutluluk güvenebilmektir...Söyle bana eğer duygularını ve düşüncelerini açık yüreklilikle bana anlatamıyorsan, nasıl kendimi sana yakın hissedebilirim? Nasıl kendimi sana teslim edebilirim? Arada bir kabuğundan sıyrıl ve bana güvenmeye çalış, sana güvenmeme izin ver ne olur...
Mutluluk fedakarlıktır... Söyle bana sürekli benim için yaptıklarını yüzüme vurup durursan, fedakarlıklarının değerini nasıl görebilirim? Arada bir sabret ve bırak yaptıklarını ben göreyim, sana teşekkür edebileyim...
Mutluluk dinlemektir... Söyle bana sürekli kendinden bahsediyorsan seni nasıl dinleyebilirim? Arada bir soru sor bana, gerçekten ilgilen benim söylemek istediklerimle, merak et ne olur...
Mutluluk saygı duymaktır... Söyle bana sürekli arkadaşlarımı, dinlediğim müziği, giydiğim kıyafetleri, sözlerimi, tavırlarımı eleştiriyorsan, nasıl kendime saygı duyabilirim? Arada bir beğenmesen bile kabullen benimle ilgili gerçekleri ne olur...
Mutluluk bakmaktır...Söyle bana başım ağrıyor dediğimde umarsızca 'ağrı kesici al' dediğinde nasıl sevildiğimi hissedebilirim? Arada bir yanıma gel, serin elini başıma koy, yatır beni koltuğa, üzerime bir battaniye ört, hatta uzanıver yanıma, bana tatlı bir hikaye anlat ne olur.... Mutlu olmak istiyorum.
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa Bil ki seni düşünüyorum Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl Örtün karanlıkları masmavi denizlerde Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde Bil ki seni bekliyorum Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar Bil ki seni istiyorum Gecelerden bir gece uyanırsan apansız Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız Ve bir gün kabrimde bir kara gül biterse Bil ki SENİ SEVİYORUM
(bir şarkıdan geçerken..masal perisi...)
elini son defa yanağıma koy../..istemiyorsan giderim..giderim..
kaç yaşında sevdim ben bu yalnızlığı..? hangi yürek öncüsü oldu ezinç taşkınlıklarımın..? bana düşen artık susmaktır toplamından taşıyorum iç acılarımın...
defterimin arasında kurutulmuş anılar yüzlerinde palyaço gülüşleri kimbilir../..hangi sevdadan kalma..?
..serin bir sonbahar akşamında söz../..ismini unutur silerim..silerim
isyan perdesini indirdi gece, suya yansıdı öksüzlüğüm şehrin kapılarını tutsun bütün yıldızlar, yoksa firar edip kaçacak hüznüm...
sevdiğim erkekler geliyor aklıma. bir çocuk gibi usulca sokulup, bir nehir gibi akıp giden erkekler!
ama sen son vurgunum../...en çok vurulduğum..!
veda mektubun hala cüzdanımda, biraz yırtıldı ve buruştu ama tek kanıtı biten bir aşkın yoksa../..kimse inanmıyor ayrıldığımıza...
..tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri.../..bir defa daha yazsa bebeğim...bebeğim..bebeğim..
ah bu ben....... grameri bozuk bir hikayenin içinde, yüklemini kaybetmiş bir cümle gibiyim sindire sindire yaşamalı ayrılıkları da belki de bu yüzden../..hala aşık gibiyim...
hangi kırgınlığın içinde boğuldu gülüşlerim...? iğnesi kırılmış bir plak gibi dönüyorum olduğum yerde ve şarkılarımı kusamıyorum. gücenik makamından eserler dinleyemediniz, hepinizden özür diliyorum
.. eğer bir masal perisi girerse rüyalarına../..öldü dersin gül güzeli, tılsımını kaybetti..
çok erken susturuldum.. bu yüzden bu üç boyutlu sarhoşluklar, fasl-ı şahane yıkılışlar, alnımda eksik bir veda busesi, mümkün değil../..sevilemez ayrılıklar..
sol göğsüm../..yanık göğsüm.. nasıl da zor sevgi aramak resimlerde bir çocuk olsam kolaydı ama../..büyüdüm
bu kadar acı duymazdım. Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden. AGLAYAMADIM...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa... Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı sadece seninle paylasmaktı. ANLATAMADIM...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden. Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten? Ürperirdin yine, biliyorum. Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini, gitmek için biriktirdişin bütün cesaretin kaybolurdu. TUTAMADIM...
Bir yıkım gibiydi gidişin. Sen adım adım uzaklaşırken benden, çöküp kaldı bedenim olduğu yere.
Nice terk edilişlere dayanan bu yürek, bu kez yenilmişti. Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım. KALKAMADIM...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum. Hazırdım gidişine. Kaçak zamanları yaşıyorduk. Zaman bitecek ve sen gidecektin. Bense gidişinin ertesi günü hayatima kaldığım yerden devam edecektim. DEVAM EDEMEDIM..
Bir şey söyledin mi giderken?.. "Kal" dememi istedin mi? Son bir kez "Seni Seviyorum" dedin mi?... "Bekle beni, döneceşim..." diye umut verdin mi?.. Beynim öylesine uğulduyordu ki. DUYAMADIM...
Nereye gittiğin önemli değildi. Binlerce km. uzakta da olsan, iki metre ötemde de fark etmiyordu. Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu. Kurtulmalıydım senden, bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım. KURTULAMADIM...
BIL KI SEVMEKTEN VAZGEÇMEDIM SENI, BIL KI SENINLE BIRLIKTE, SEVDANI DA TASIYACAGIM YÜREGIMDE, BIL KI; SENI ASLA UNUTMAYACAGIM
Biliyorum aslında sen hiç bir zaman gelmedin bana. Duymuyorsun ! Gitme diyorum sana,gitme ! Çığlıklarım boğuluyor gecenin karanlığında. Gece korkunç, gece sessiz, gece yalnız... Sesim kısılıyor Gidişin bitişi olacak yüreğimdeki heyecanın, Gidişin sönüşü olacak gözlerimdeki ateşin. Beni,yüreğimdeki sevgiyi, Gözlerimdeki bitmek bilmeyen umudu unuttun! Ama ne olur bunu unutma. Gidişin dinderemez bu fırtınayı. Bir fırtınanın ugultusuyla sesleniyorum sana;